Bilmediğimiz şeyleri yönetemeyiz. İnsanoğlu homojen değil heterojen bir yapı. Yunus Emre'nin tabiriyle “Bir ben vardır bende benden içeru”.
İçsel işleyişimizin duygularımızın, düşüncelerimizin işleyişine etki eden birçok faktör var. Çevresel faktörler de, içsel oluşumun ilerleyişinde son derece önemli. Özellikle de kitlesel iletişim araçlarının, sosyal medyanın son derece etkili olduğu bir dönemde, insanoğlu belki de tarihin hiçbir döneminde olmadığı kadar dış dünyadan gelebilecek manipülasyonlara açık hale geldi.
Bu durum bizim farkındalığımızı, içsel işleyişimiz konusunda bilgi birikimimizi arttırarak o süreçleri daha dikkatli yönetme zorunluluğunu da beraberinde getirmiş vaziyette.

Hayat boşluk kabul etmiyor. Bizim boş bıraktığımız alanları birileri doldurma çabası içerisinde. Dolayısıyla bizler o farkındalığımızı geliştirmek, içsel işleyişimize etki eden dahili ve harici faktörleri kavramak ve buralarda düzeltmeleri gerekiyorsa yapabilmek ve süreçleri yönetebilmek durumundayız.
Kendini bilme ilmi olarak tanımladığımız psikoloji daha bir önem arz etmiş vaziyette.
Bununla birlikte modern psikolojinin verileri ne yazık ki insan gerçeğini anlamak ve tanımlama konusunda henüz yeterli bilgi birikimine sahip değil. Henüz insanın daha bireysel ve sosyal hayatındaki sorunlarına kalıcı çözümler sunabilmiş değil.
Neden? Çünkü tek kanatlı bir kuş gibi, pozitivist bir yaklaşımla meseleleri ele alıyor. Ölçemediği, gözlemleyemediği, laboratuvar ortamında inceleyemediği olguları dikkate atmama eğiliminde.
Diğer bir değişle yaratanın insanla ilgili tanımlamalarını, ikazlarını dikkate almıyor. Ve şunun şurasında 50-100 yıllık sınırlı bilgi birikimiyle buz dağının görünen kısmıyla anlamaya, anlatmaya çalışıyor. Fakat bilimsel veriler git gide insan gerçeğinin zannettiğimizin aksine derinlikli bir yapı arz ettiğini ortaya koyuyor. Bilimin ortaya koyduğu bu gerçekler, yine bilimin yeni bilgiler ortaya koymasıyla yer ile yeksan oluyor.