Korku önemli bir duygu. Çocuğu hayata hazırlama döneminde korkular çocuğun iç dünyasına yerleşmişse, çocuk onun hayat içinde engelleyici etkisini hisseder. O açıdan anne ve baba olarak bu duygunun çocuğun iç dünyasında yeterli ve dengeli bir şekilde var olmasını sağlamakla mükellefiz. Ne eksik ne fazla. Çünkü korkunun olması gerektiğinden daha fazla çocuğun iç dünyasında var olması çocukta kaçınma tepkisine yol açar. Geri durmasına neden olur. Hayatta hak ettiği noktaya ulaşamaz. Bununla birlikte korkunun hiç olmaması aynı tuzsuz bir yemek gibidir. Çocuğun hayatta olması gereken sınırın ötesine geçmesine neden olur. O açıdan korku duygusun dengeli bir şekilde çocuğun iç dünyasından var olmasını sağlamak durumundayız. Hani “havf ve reca” denir ya! Korku ve ümit. Onun arasında bir yerde olmak. O duyguların her iki duygunun da çocuğun iç dünyasında yeterli ve dengeli bir şekilde var olmasını sağlamakla mükellefiz.

 

Her şeyden önce çocukların korkularını anlamamız gerekiyor ve onun yanında olduğumuzu onlara göstermeliyiz. Eğer çocuğumuzu anlayamazsak, çocuğumuz problem yaşadığı konuda bizi referans olarak kabul etmez. Düşünün bir insana bir soru soruyorsunuz fakat o insan sorunuzu anlamadı. Onun vereceği yanıt sizin açınızdan önemlimidir? Değildir. İsterse o problemin profesörü olsun, anlamadığı zaman doğru yanıtı verebilir mi? Veremez. Aynı şey çocuklarla anne ve baba arasındaki ilişkide de geçerlidir. Dolayısıyla her şeyden önce çocuğunuzu anladığınızı ona göstermelisiniz. Bununla beraber çocuğunuzda korkular ortaya çıkmış ve yavaş yavaş yerleşik hale gelmeye başlamışsa yapmamız gereken diğer şey, bu korkuların nedenlerini bulmaktır. Her şey belli bir sebep sonuç ilişkisinde ortaya çıkar. Sonuçları değiştirmek istiyorsak, sebeplerin neler olduğunu tespit etmeli ve onları ortadan kaldırmaya yönelik hal çareleri üretmemiz gerekiyor. Bazen sebepler yersiz sebepler olabiliyor çocuk bilgisizliğinden dolayı var olan bir sebebi yanlış algılayıp buna bağlı olarak korku geliştirebiliyor. Dolayısıyla sebeplerin neler olduğunu tespit edip, o sebepler konusunda çocukla konuşmak ve açıklayıcı örnekler vermek, çocukta korkunun azalması ve bir müddet sonra ortadan kalkmasını sağlayacaktır. Çocuğun iç dünyasında korku varsa zaten beynin savunma mekanizması devreye giriyor, o korkuya karşı çeşitli savunma tedbirleri oluşturuyor. Çocuk iç dünyasında o korkuyla baş etme çabası içinde. Bizim de sebepleri anlayıp korkusu konusunda çocuğunuzla konuşup, o korkusunun yersizliğini ona aktarmamız, beynini korkuyla baş etme sürecindeki o çabaların destekleyecek ve iç dünyasında onun gayretleri üzerinde bizim destekleyici yaklaşımımız, bizim kısa sürede korkunun yerleşik hale gelmeksizin ortadan kaybolmasını sağlayacaktır. Örneğin çocukta karanlık, yükseklik ya da yalnızlık korkuları varsa, bu korkuların sebepleri nelerse, bunları tespit etmek gerekiyor. Mesela çocuk bunu bir arkadaşından duymuş olabilir, “Karanlıkta öcüler ortaya çıkar.” diye. Bu konuda açıklayıcı bir konuşma yapmak, o çocuğun korkusunu ortadan kaldıracaktır. Lakin burada şuna dikkat etmemiz gerekiyor. Çocuğu anlamak gerekiyor. Bunun da en güzel yolu empati kurmaktır. Geçmişte bizim de bu tür korkularımız olmuşsa ki hepimizin olmuştur bu korkularla nasıl baş ettiğimizi, bu korkuların hangi olaylara bağlı olarak ve ne şekilde ortaya çıktığını, bu korkuların nasıl üstesinden geldiğinizi anlatmak, kendi deneyimlerinizi anlatmak faydalı olacaktır. Zira o zaman çocuk anlaşıldığını düşünecek ve bizim bu konudaki tecrübelerimizi içselleştirerek o tecrübelerden hareketle kendi tecrübelerini oluşturacaktır. Bu çok önemli. Biraz önce de dediğimiz gibi anlaşılmadığını düşünen çocuklar anne ve babaların o konudaki görüşlerini dikkate almazlar.