YAKINLAŞMACI MI KAÇINMACI MISINIZ?

Alt beynimizde bir şablon var, kendimizi güvende hissedebilmemiz için karşılamamız gereken ihtiyaçlar var. Onlar ta küçüklükten beri genetik faktörlerce belirlenmiştir ona ulaşmaya çalışır ona ulaşıncaya kadar durmaz. Ulaştığı zaman durur ve koruma programına geçer.

Acaba alt beynimizin kendini güvende hissedebilmek için sahip olmamız gerekenler listesi ile Mevla’nın bize vaad ettiği, yani nasibimizdekiler birbirine uyumlu mu? İşte burada bir problem var.

Eğer kişi kendi nasibinde olmayanların peşindeyse, onlara ulaşmaya çalışıyorsa bu, yakınlaşmacı kişilik özelliği. Kişi elindekiyle yetinmiyor hep daha fazlasını istiyor, çünkü kendini güvende hissedemiyor. Güvende hissetmesi için hep kafasında bir şablon var. O şablonu hayata geçirmeye çalışıyor. Fakat o şablon ona vaad edilmemiş. O şablon, onun nasibinde değil. O zaman ne oluyor, hayatı boyunca uğraşıyor, çabalıyor ve hep bir yoksulluk duygusu hissediyor. Sahip olduklarına rağmen yoksulluk duygusu hissediyor. Niye? Çünkü kendini güvende hissedemiyor. Niye? Çünkü kafasındaki şablonu hayata geçirmiş değil.

Aynı şey kaçınmacı kişilik özelliğine sahip olan insanlar içinde geçerli. Onlar için önemli olan güvenliktir. Onlar hayatları boyunca güvenli bir hayat oluşturmak için uğraşıyor. Fakat yine Mevla’nın onlarla ilgili planını alt beynimiz dikkate almıyor. Halbuki biz bir yandan da imtihan oluyoruz. Öyle kendine güvenli bir alan oluşturup; orda halk arasında bir tabir vardır “tahta kurusu gibi yaşamak “ derler, tahta kurusu gibi yaşamak gibi bir şey söz konusu değildir. İnsan kendi haline bırakılmıyor. Bizim bir misyonumuz var dolayısıyla zaman zaman bazı aksaklıklar, bazı olumsuzluklar karşımıza çıkacak. Bu hayatımızın bir parçası. Bu sefer alt beynimiz bu aksaklıkları yaşamamak için bizi olmadık durumlara sokabiliyor. Sonuçta ne oluyor işe yarıyor mu ? Yaramıyor. Olacak olan oluyor . Ne demiş atalarımız “Olacakla öleceğe çare yoktur.“ Olacak olan oluyor. Fakat biz hayatta hiç olmaması gereken noktalara sürükleniyoruz. Kendimizi köşeye sıkıştırıyoruz tabiri caizse. Niye? İşte o alt beynimizin kaçınmacı yapısından dolayı. Güya bizi korumaya çalışıyor. “Sen bizi kimden korumaya çalışıyorsun? Sen bizi neyden korumaya çalışıyorsun? Be ahmak! Be gafil!” deyip şöyle bir iç muhasebesi yapmak durumundayız. O açıdan kendimize şöyle bir bakalım. Yakınlaşmacı veya kaçınmacı kişilik özellikleri itibariyle ele almak istediğimizde acaba ne derece fabrika ayarlarımızdayiz? Ne derece itidaldeyiz? Ne derece ortalama değerler üzerinde gidiyoruz hayatımızda? Eğer bu konuda bir aşırıya gitme söz konusuysa ise güçlü bir yakınlaşmacı veya güçlü bir kaçınmacı isek bir sıkıntı var demektir. Aynı şekilde çok geriye kalma hususunda da yine sıkıntı var demektir. O zaman bunları yeniden itidale getirmek, bunları orta yola geçirmek için çaba harcayacağız.