Paranoid Kişilik Bozukluğu

Paranoya Latince’de şüphe anlamına gelir. Paranoid kişilik bozukluğu da isminden de anlaşılacağı üzere şüpheci kişilik bozukluğu demektir. Bu kişilerin en belirgin özelliği şüpheci olmalarıdır.

Şüphecilik derken; insanlara güvenmemek, sürekli onların sadakatlerini sorgulamak, sürekli olarak aldatılma, istismar edilme, kullanılma endişesi taşımayı kast ediyoruz.

Bu insanlar evleniyorlar, iş kuruyorlar fakat sürekli olarak arka planlarında aldatılacaklarına dair ki eşlerinin kim olduğu önemli değil bir şüphecilik vardır. Paranoid kişilik bozukluğu olan kişilerin beyinlerinde sürekli bir ikaz vardır; “Senin bilmediğin, görmediğin, farkında olmadığın bir şeyler dönüyor.” işaretidir bu. Ne kadar tehlikeli ve can sıkıcıdır. Kimisi bunu bir şekilde baskılar. Çünkü şüphelerini bir şekilde dışa vurması sıkıntı oluşturacaktır. Onun için bunu içinde yaşar. Eşinin bundan haberi olmaz, iş yaptığı ortaklarının bundan haberi olmaz, şüphecilik çocuklarına da yönelebilir ama bundan haberleri olmaz.

Kimisi de aradan yıllar geçtikten sonra bu duygularını dışarıya vurabilir. Kimisi de yıllara gerek kalmadan direk muhatabının yüzüne bunu vurabiliyor. “Bugün neredeydin.” diye soruyor, “Telefonunu ver.” diyor onu karıştırıyor, uykusunda bir şeyler mırıldansa “Acaba ne konuşuyor?” diye merak ediyor vs. Tabiri caizse öküz altında buzağı aramak deyimi bu kişilik bozukluğu için söylenmiş bir tabirdir. Böyle insanlarla yaşamak haliyle zordur. Böyle yakınlarınız varsa Allah yardımcınız olsun…

Kişilik bozukluklarında çok fazla ilaç kullanımı işe yaramamaktadır. Esas terapi psikoterapidir ki bu psikoterapilerde de belki birkaç sene, belki de hayat boyu sürebilecek terapilerden bahsediliyor.

Fakat bu kişiler eğer terapistlerine güvenebilmişse ki paranoid kişilik bozukluğundan muztarib olan kişilerin en büyük sorunu güvensizliktir dedik, bir şekilde frekanslar tutmuş, güven oluşmuş ise o kişiye terapisti yardımcı olur. Onun yanı sıra ikincil problemler varsa, ki bu insanlarda depresyon, bazı takıntı bozuklukları söz konusu olabiliyor bu ikincil problemlerin giderilmesi konusunda ilaç kullanımı yoluna gidilebilir.

Bir de kıskançtır bu insanlar. İnsanların kendilerini kıskandığını ve bir şekilde fırsatını bulurlarsa ona zarar verebileceğini düşünürler. Büyüklenici bir tavır içerisindedirler.

Sosyal olarak da kendilerini izole ederler, kendilerini yalnızlığa mahkum ederler. Çünkü akrabaları ve aile bireyleri de dahil bütün insanlar güvenilmezdir, her an onlardan kazık yeme, aldatılma, maddi ve manevi istismar edilme olasılığı vardır. Onun için mümkün mertebe yakın ilişki içerisine girmezler. Bu anlamda da kaçınmacıdırlar.

Özellikle çocukluk ve ergenlik döneminde sosyal anlamda izole, yalnız, arkadaşlık kuramayan ve çevresindeki insanlarla ilgili olumlu şeyler söylemeyen ergenlerde biz bu kişilik bozukluğundan şüpheleniriz. Bu ergenler kendilerindeki bu yanlızlaştırmalara gerekçe olarak çevresindeki insanların kendisi ile ilgili olumsuz düşünce ve aşağılayıcı, küçümseyici tavırlar içerisinde olduğunu dile getirirler. Ve kendilerini yalnızlaştırmayı tercih ederler.

Erken dönemde bunun farkına varmak ve tedaviye başlamak tedavinin başarı oranını arttırıyor. Ağaç yaşken eğilir demiş ya atalarımız henüz başlangıç evresinde, biz ne diyoruz; düşünceler duyguları oluşturur. Birtakım düşünceler var ve bu düşünceler duyguları etkiliyor. Öfke, kıskançlık, nefret gibi duyguları tetikliyor. Bu, davranışlara da yansıyor. Sert ve dışlayıcı davranıyor, kendini izole ediyor, yalnızlaştırıyor vs. Bu davranışlar da zamanla alışkanlığa dönüşüyor. Bunlar alışkanlığa dönüşünce değiştirmek çok daha zor hale geliyor. Sonra da kişiliğe dönüşüyor. İşte o zaman paranoid kişilik yapısı uç vermiş oluyor kişide ve bu da onun yazgısını etkiliyor. İnsanlardan uzaklaşıyor, yalnızlığa mahkum ediyor kendisini, kendisini hayatta hiç olmayacak bir yere konumlandırıyor. Bütün hayatını, ilişkilerini kendisine güvenli bir alan oluşturacak, insanların kendisine olan zararlarından korumak üzere oluşturuyor. Bu, hayatta kendisine var edilmiş hedeflere ulaşmasına, kendisi için oluşturulan o planı doğru okuyup yerine getirmesine mani oluyor. Dünyasına da, ahiretine de zarar veriyor.

Dolayısıyla anne ve babalar bu konularda çok dikkatli olsunlar. Çocuklarında özellikle başkalarını kötüleyici tarzda a sosyal tavırlar, söz konusu ise o zaman paranoid kişilik yapısından şüphe edilir. Tabi ki kişilik bozukluklarının teşhisi 18 yaşından önce konulmaz fakat erken evrede onu yakalamak 18 yaşına geldiğinde teşhis konulmuş bir hastalık olarak tezahürüne mani olunması açısından da son derece önemlidir.

Bu insanların güvenini kazanabilmek son derece zordur. Eğer böyle birisiyle yaşıyor iseniz, o insanın güvenini kazanabilmek için kendi kendinizi boşu boşuna paralamayın. Erkeklerde kadınlara kıyasla daha fazla görülmektedir. Toplumda görülme olasılığı % 0,5 ile % 2.5 arasında değişir ki sık görülen bir durumdur.

Çevremizde bu tür insanlar varsa onların güvenini kazanmaya çalışmayacağız. Oralı olmadan kendi çizgimizde gideceğiz. Onların bu tavırlarından dolayı da kendimizi çok fazla üzmeyeceğiz. Onlara kızmayacağız, aksine onlar için üzüleceğiz. Çünkü onlar hasta…..

Hasta adama kızılmaz…

Fakat kişilik bozukluğu söz konusu olduğu için bu, süreklilik arz eden bir durumdur. Dolayısıyla kısa vadede geçmesini bekleyemeyiz.

Bu kişilerde bir farkındalık oluşturmaya çalışacağız. Ancak o zaman kendilerine bir faydamız olabilir. Kararlı, çizgimizi bozmadan duruşumuz onlar üzerinde zamanla bir etki meydana getirecektir. Hayatta bir şekilde kader de onları ikaz etmeye çalışıyor. Mevla bir insana böyle zaaflar veriyor, hiç birimiz mükemmel değiliz fakat bu zaaflarımızın farkına varabilmemiz ve bunları yönetebilmemiz için gerekli olan içsel ve çevresel kaynakları da veriyor.

Kişilik bozukluklarına baktığımız zaman burada genetik faktörlerin çok önemli rol oynadığını görüyoruz. İkinci olarak anne baba tutumları rol oynuyor. Bunlar hep kader. Çünkü ne fıtratımızı biz seçebiliyoruz ne de anne babamızı biz seçebiliyoruz. Bunlar tamamen bizim dışımızda gerçekleşen olaylar ve  bu olaylar tamamen bizim kişiliğimizi şekillendiriyor. Belli bir yaşa geldiğimizde de bu kişilik bize giydiriliyor. Kişiliği bir elbise gibi düşünürsek elbisede tadilat yapma hakkı ve olanağı da bize sunulmuştur.

O anlamda farkında olabilmek ve o kaynakları doğru şekilde kullanabilmek son derece önemlidir. Kişiliğimizdeki zaaflar bizim kaderimiz değildir onlar bir şekilde düzeltilebilir. Düzeltilemezse bile yönetilebilir zaaflardır. Onların varlığından dolayı dünyevi ve uhrevi kayba uğramak zorunda değiliz.