ÖDÜL MÜ CEZA MI ?

Yakınlaşmacı kişilik; hazzı esas alan, hazza ulaşmayı temel alan bir kişilik özelliğidir.

Kaçınmacı; acıdan kaçınmayı daha önceleyen bir kişilik özelliğidir.

Bunların her ikisi de insanlarda genellikle bir arada bulunur, bununla beraber bir tanesi diğerine oranla daha baskındır. İşte o baskın olan kişilik özelliği hangisiyse kişiye o yönde bir tanımlamada bulunuruz biz. Bu yakınlaşmacı veya kaçınmacı birisidir diye.

Bu verileri tabii ki kendimizi değerlendirme, tanıma sürecinde kullanacağız. Acaba biz yakınlaşmacı kişilik özelliğinde miyiz ? Yoksa kaçınmacı mı? Bizim için ödül mü daha belirleyici? Yoksa cezadan uzak kalmak mı belirleyici? Cenneti mi istiyoruz? Cehennemden mi korkuyoruz? Allah u Teala’yla olan ilişkilerimiz de ona olan sevgimiz mi daha belirleyici? Yoksa O’na olan korkumuz mu çok daha belirleyici?

Kendimizi tanımamız bu açıdan da önemli, sadece dünyevi açıdan değil, uhrevi açıdan da çok önemli.

Şimdi kendimize dönüp bakalım. Bizler acaba karar verirken, bir şeyleri elde etmek arzusu mu belirleyici kararlarımızda? Yoksa bir şeylerden uzak kalmak mı?.

Eğer bizde bir şeye ulaşma isteği var ise bu yakınlaşmacı kişilik özelliğidir zannederiz fakat bu çok güçlü bir kaçınmacılık özelliği de olabilir. Peki kaçınmacı olduğu halde bir insan nasıl bir şeyleri bu kadar çok arzular ?

Kendini güvende hissetmek, korktuğu o şeylerden emin olmak için. Ödülü çok fazla istiyor olmamız da yakınlaşmacı kişilik özelliğine sahip olduğumuz anlamına gelmiyor. Ödülü, söz konusu bazı aksaklıklardan, bazı risklerden koruma, kendimizi güvende hissetmek için de istiyor olabiliriz.

Eğer hayatımızda bir şeyler daha yerine oturmamış ise bu kaçınmacı yada yakınlaşmacı kişilik özelliğimiz çok devrededir. Niçin peki? Çünkü henüz güvende değilizdir. Maddi anlamda yeterli kazanımlar elde edememişizdir . Eğer öğrenciysek henüz sınıf geçmeyi ya da okulu bitirmeyi garanti altına alamamışızdır.

Dolayısıyla özelliklede süreç devam ediyorken bu yakınlaşmacı ve kaçınmacı özelliğimiz çok belirleyicidir.

Bu aşamada yakınlaşmacı mı kaçınmacı mı olduğumuz çok da önemli değildir. Çünkü her hâlükârda bir yönelim halindeyiz. Fakat bir şeyleri elde ettikten sonra yakınlaşmacı mı, kaçınmacı mı olduğumuz önem arzediyor. Neden? Çünkü bir şeyler elde etmişsek hayatta, maddi yada manevi, -manevi de olabilir bu, çünkü tek yönlü düşünmüyoruz biz- hayatın sadece bu dünya hayatından ibaret olmayıp ahiret hayatının da söz konusu olduğunun bilincindeyiz. Bir şeyleri elde ettikten sonra duruyorsak ve savunmaya geçiyorsak kaçınmacı kişilik özelliği belirgindir.

“Benim içimden kitap okumak, seminerlere gitmek, sohbetlere katılmak gelmiyor önceden böyle değildim kendimi geliştirirdim çok aktiftim, manevi anlamda da kendimi geliştirmek için çok çabalardım şu an sadece elimdekilerle yetiniyorum, canım hiçbir şey yapmak istemiyor.” diyorsanız şu an kaçınmacı kişilik özelliğine sahip olma ihtimaliniz çok yüksek.

Muhtemelen beynimiz kendini koruma altına aldı. Beynimiz hep tasarruf modunda çalışır. Hep ekonomi modundadır. Az emek ile çok yemek elde etme çabası içerisindedir. Dolayısıyla optimum (ortalama) düzeyde bir şeylere sahibiz niçin daha fazlası için elimizdekileri riske edelim diye düşünür. Artık o koruma programına geçmiştir. Ve bunu aşabilmek de o kadar kolay değildir. Sıkıntılı bir durumdur.

Korku, kaygı, endişe bizim kişiliğimize hükmediyor demektir. Neden korkuyoruz? Kazanımlarımızı elimizdekileri kaybetmekten korkuyoruz. O yüzden risk alamıyoruz, adım atamıyoruz, o yüzden de bir durağanlık içindeyiz.

Benzer bir durum tersi içinde geçerli. Yakınlaşmacı kişilik özelliğine sahip olan insanlar içinde geçerli. Bu kişilik özelliği eğer belirleyici ise, yani kişi güçlü bir yakınlaşmacı ise o zaman da hiç duramıyor. Sürekli daha fazlasını elde etme çabası içerisindedir. Durup soluklanması , nefes alması , kendisine dönmesi, ailesiyle, çocuklarıyla ilgilenmesi gerektiğini biliyordur. Ama kendisini durduramıyordur. Burada da güçlü bir yakınlaşmacı yönelim söz konusudur.