Korku Duygusuyla Ortaya Çıkan İkincil Problemler

Korkular konusunda yapmamız gereken şeylerden biri, çocuklarımızı korkularından dolayı utandırmamak. Böyle bir durum korkunun yanı sıra çocukta suçluluk ve güvensizlik duygularının açığa çıkmasına neden olur. Diyelim ki çocuk yüksekten ya da karanlıktan korktu, “Ya bundan korkulur mu? Sen bebek misin?” tarzı söylemler çocuğun suçluluk hissetmesine neden olur. Ve çocuğun iç dünyasında korkuyla baş edebilmek için uğraşan savunma mekanizmalarını zayıflatır. Sorun birken ikiye çıkabilir ve bazen anne ve babanın ya da çevrenin bu konudaki hatalı tutumları birincil sorunların, ikincil sorunlara yol açmasına neden olabiliyor ki öyle bir çocukla çalışmıştım. Çocukta çok ciddi anlamda bir yetersizlik ve güvensizlik duygusu var. Anne çocuğu bu yakınmayla getiriyor; çocuk içine kapanık, tutuk arkadaşlarıyla gerektiği gibi iletişim kuramıyor, bildiği halde parmağını kaldıramıyor. İlk okula giden bir çocuk. Bu güvensizlik ve yetersizliğin sebeplerini tespit etmeye çalıştık. Şunu fark ettik. Çocukta çok ciddi korkular var ve özellikle de babanın bu konudaki yaklaşımı suçlayıcı ve utandırıcı bir yaklaşım ve bu yaklaşım, korku probleminin yanı sıra yetersizlik ve güvensizlik duygularının açığa çıkmasına neden olmuş ve bu duygular o kadar yerleşik hale gelmiş ki korku artık bir problem olmaktan çıkmış; yetersizlik ve güvensizlik çok daha ciddi bir problem oluşturmaya başlamış çocukta. Yapmış olduğumuz görüşmede özellikle de babanın bu hatalı yaklaşımının, çocukta bu güvensizlik durumunu ortaya çıkışındaki rolünü onlara anlattım. Babadan davranışların değiştirmesini istedik, öte yandan iç dünyasına girip hem korkuları ortadan kaldırdık, sildik hem de o korkuların babanın hatalı tutumları sonucu ürettiği güvensizlik ve yetersizlik duygularını sildik.

Anne ve babaların yapmamaları şeylerden bire de çocukların korkularını yendikleri takdirde onları daha çok seveceğinizi düşündürtmeyin onlara. Zira korkuların yenemediklerinde sizin sevginizi, takdirinizi ve onayınızı kaybetme endişesi yaşayabilirler. “Sen yapabilirsin aferin sana, benim çocuğum tabii ki bu korkuyu yenecektir, göster kendini.” falan tarzı yaklaşımlar kısa vadede çocuğu gaza getirebilir; onu motive edebilir ancak çocuk bir şekilde korkusunu yenemediği takdirde de o başarısızlık duygusu çocukta bir hayal kırıklığına yol açabilir. Her şeyi ölçüsü ile yapacağız. Azı karar, çoğu zarar diyoruz ya. Orta yolu bulmamız lazım. Söylediğimiz bir sözün çocukta ne gibi bir etkiye yol açabileceğini iyi hesaplamamız gerekiyor. Olumlu bir etkiye yol açabileceğini düşündüğümüz bir davranış gerçekten de olumlu etkiyi açığa çıkarabilir; ancak bu davranış farkında olmadığımız negatif bir etkiyi de beraberinde getirebilir. Bazen o negatif etki ortaya çıkacak olan pozitif etkiyi gölgeleyecek kadar büyük olabilir. Bizler anne ve baba olarak çocuklarla ilgili bir durumla karşılaştığımızda ortaya koyacağımız o davranışların ne getirip ne götüreceğini hesaplamakla mükellefiz. Zaten çocuğun kendi savunma mekanizmalarını devreye girmesiyle ortadan kalkabilecek bir problemi çözmek için, çözümü daha kısa sürede hayata geçirmek için o problemi daha da içinden çıkılmaz, çetrefilli hale gelmekten kaçınmalıyız. Çocuğun o korkuyu çözemiyor olması, güvensizlik, yetersizlik hatta suçluluk duygularına yol açıyor ve sosyal hayatını, derslerini etkilemeye başlıyorsa, çocuk bir kısırdöngüye girmeden gerekli psikolojik yardımı almak durumundayız çünkü çocuk eğer kısırdöngüye girerse, var olan birincil problemler, ikincil, üçüncül sorunların ortaya çıkmasına neden olabilir ve daha sonra o birincil sorun ortadan kalkıyor, yani korkuyu bir şekilde çocuk yeniyor ya da unutuyor. Hayatın içinde ama o korkunun varlığından dolayı o korkuyla uzun süre yaşamış olmanın getirdiği o yetersizlik, hayatının daha sonraki evresinde devam ediyor. Çocuklarımız uzun süre bu sorunlara yüz yüze bırakmak yerine gerekli adımları atarak, gerekirse fedakârlığa katlanarak o problemleri çözmeleri konusunda yardımcı olmamız gerekiyor. Anne ve baba olarak görevimiz bu. Çünkü o problemlerin ortaya çıkmasında bizim hatalarımız eksiklerimiz rol oynuyor. Eğer bir hata yapmış ve bunun ceremesini çocuk çekiyorsa, o hatayı düzeltmek için gerekli fedakârlığa katlanmak ve gerekli adımları atmak bizim görevimizdir.