Bir kimsenin bize karşı saygısız davranışları olması bizi hiçe saydığı, bizi adam yerine koymadığı, bizi önemsemediği anlamına gelir mi? Gelmez. Çoğu insanın ortaya koyduğu davranış bizimle alakalı değildir. Tamamen kendisiyle ilgili bir şeydir. Cahilliğinden kaynaklanabiliyor, psikolojisinin bozukluğundan kaynaklanabiliyor, durumun önemini kavrayamamış olmasından kaynaklanabiliyor, kültürel faktörler rol oynuyor olabilir, gelenek rol oynuyor olabilir, yani bizimle hiç ilgisi yoktur. Bize kötü davranan kişi başbakana da öyle davranıyordur. Demek ki karşısındaki kişinin kim olduğu onun için çok önemli değil. Bazı insanlar iç referanslı oluyorlar, karşılarındaki kişinin durumu, kimliği, kişiliği, konumu onu çok fazla ilgilendirmiyor. Dolayısıyla karşımızdaki insan bir davranış sergilediğinde onun bizimle ilgili mi yoksa onun kişiliğinden kaynaklanan bir durum mu onu bir anlamamız gerekiyor. İçinde bulunduğu haleti ruhiyeden de olabilir. Kırılmıştır, incinmiştir, o an bizimle konuşmak istemez. Duygu durumu bizimle iletişim kurmaya müsaade etmiyordur. “Benimle konuşmak istemedi, beni adam yerine koymadı deyip kırılmanın bir anlamı var mı?” Bizimle ilgili bir şey değil ki. Onun gündeminde biz yokuz. O tamamen kendi gündemi içerisine düşmüş. Önce bunu bir ayırt edeceğiz. Zaten bu şekilde gördüğümüz zaman kişiler arasındaki iletişimde birçok problem çözülüyor. Bunu ayırt etmeye başladığımız zaman alt beynimizi sakinleştiriyoruz. Ona dönüp diyoruz ki; “Bak bu konunun bizimle ilgisi yok, onun bizim kişiliğimizi hiçe saydığı falan yok, onun gündeminde şu an bambaşka şeyler var.” dediğimiz zaman alt beyin birazcık sakinleşiyor.

Velev ki bizimle alakalı. O z aman da kişiliğimizle alakalı değil davranışımızla ilgili. Bizim fikrimizi beğenmemiş olabilir, tercihimizi beğenmemiş olabilir, söylemimizi, eylemimizi beğenmemiş olabilir. Ama bu bizi beğenmediği anlamına gelmez. Davranışımızı, tavrımızı, söylemimizi sevmiyor olması bizi sevmiyor olduğu anlamına gelmez. Fikrimize saygı göstermemiş olması, tercihimize saygı göstermemiş olması bize saygı göstermediği anlamına gelmez. Bunu ayırt etmek zorundayız. Bunu ayırt ettiğimiz zaman da alt beyin biraz daha sakinleşiyor. Ama alt beyin sapla samanı birbirinden ayırt edemez. Niye? Alt beynimiz hayvan beynidir. Hayvan ayırt edebilir mi? Ayırt edemez. Ayırt edebilmemiz için akla gerek vardır. Ayırt edebilmemiz için vicdana gerek var. Akıl ve vicdan alt beyinde çalışmıyor, akıl ve vicdan üst beyinde çalışıyor. O zaman bu tür durumlarda üst beynimizi kullanmak durumundayız. Alt beynimizle hareket edersek, hayvan beynimizle hareket edersek baltayı taşa vurmuş oluruz. Hiç olmayacak çıkarımlarda bulunuyoruz, gereksiz yere kırılganlık gösteriyoruz, alınganlık gösteriyoruz, üstümüze alınıyoruz. Halbuki bizlerin biraz daha geniş gönüllü olmamız gerekiyor. Onun için de bu süreçte üst beyin devrede olmak durumundadır. Fakat gel gör ki burada da bir problem var. Problem ne? Problem şu; üst beyinin rahat çalışabilmesi için alt beynin müsaade etmesi gerekiyor. Alt beyin deniz gibidir. Üst beyin de denizin üstünde yol alan gemi gibidir. Tamam kaptanın bir rotası var, dümeni var; kaptan bir hız belirlemiş, hedefine odaklanmış gidiyor fakat deniz müsaade ettiği ölçüde gidebiliyor. deniz dalgalanmışsa, fırtına kopmuşsa o rotasını müdafaa edemiyor, hedefine yönelemiyor, hatta devrilme, alabora olma tehlikesi yaşıyor. Dolayısıyla alt beynimizi, hayvan beynimizi terbiye etmek çok önemlidir. Onunla etkili bir iletişim içerisinde olmak çok önemlidir. Dalgalandığı zaman onu sakinleştirebilmek, onun durulmasını sağlayabilmek çok önemlidir. Bu araçlara sahip olmamız gerekiyor. Bu araçları kullanabilmemiz gerekiyor.