Karşımızdaki insanlarda aşırı bir duyarlılık, alınganlık olabiliyor. Olur olmaz şeyleri gurur yapabiliyor.  O zaman onunla olan ilişkilerinizde biraz daha dikkatli olmak durumundasınız. Onu biraz daha korumak, kollamak durumundasınız. Aksi takdirde farkında olmadan onda kırılmalara, gücenmelere neden olabilirsiniz. Hani derler ya “Tavşan daha küsmüş dağın haberi olmamış.” size kalsa normal kabul ettiğiniz, insanlarla ilişkilerinizde sorun oluşturmayacak tarzınız, tavrınız o insan açısından sıkıntıya yol açabilir. 
Yaptığınız bir espriden, şakadan alınabilir. Ya da iletişim sürecindeki bir hatanızı aşırı derecede büyütebilir.
Buna sebep olan şey kişiselleştirmedir. Bizim dilimize de bir deyim olarak geçmiştir “üstüne alınma” derler, tabiri caizse. 
Ortaya bir söz söyleniyor ve kişi üzerine alınıyor. Üstüne alınma derken kişiselleştirme yani o zaafı. Ki hepimizde kusurlar, zaaflar olabilir, mükemmel değiliz, mükemmel olmak gibi de bir zorunluluğumuz yok.  Evet mükemmel olmayı kendimize bir hedef olarak önümüze koyabilir ve bu hedefe ulaşma sürecinde bir çaba, bir yönelim içerisinde olabiliriz. Bu güzel bir şeydir. Bu, ilerlemeyi beraberinde getirir. Durağanlığa mani olur. Fakat hayatta mutlu ve başarılı olabilmek,  fiddünya haseneten ve filahireti haseneten'e ulaşmak için mükemmel olmak gibi bir zorunluluğumuz olmadığının altını çiziyorum. 
İtidal yani orta yol hayatta nasibimiz olan şeylere ulaşmamız açısından yeterlidir. Asli, fizyolojik ve psikolojik ihtiyaçlarımızın karşılanması açısından yeterlidir. 
Buna biz “ OPTİMİZASYON” diyoruz. 
Kendimizi optimize etmek, hedeflerimizi optimize etmek hayatta mutluluk ve başarı için yeterlidir. 
Bu, daha fazlasını elde etmek için çalışıp çabalamaya mani değildir. Çünkü asli ihtiyaçlarımız karşılanmıştır. Kişi daha fazlası için bakar emek, zaman ve kaynağa sahip olduğunu görürse ve o şeyin elde edilebilirliğine dair bir öngörüsü varsa ona yönelmesine de tabii ki müsaade var.
Gelelim konumuza; işte bu insanlar kişiselleştirme yapıyorlar. Kendisine dokunulan, vurgulanan o zaafları kişilikle ilişkilendiriyorlar. Ve diyorlar ki “Bende bu zaaf varsa, bu benim zayıf birisi olduğumu gösterir”. “Bende bu kusur varsa bu benim kusurlu birisi olduğumu gösterir.” “Bende bu kötülük varsa bu benim kötü birisi olduğumu gösterir.” inancına sahiptirler. 
Dolayısıyla herhangi bir şekilde bu insanların zaaflarını dile getirmek, konuşmak o insanların bunları kişilikleriyle ilişkilendirerek sevilmedikleri, değer görmedikleri, kişiliklerinin değer görmediği şeklinde algılamalarına ve aşırı tepki göstermelerine neden olur. İşte biz buna gurur diyoruz. 
Bununla beraber gururlu insanların kişiliğini çevreleyen, koruyan çok kalın, geçirgen olmayan, fazlasıyla duyarlı kırmızı çizgileri vardır. 
Kişilik sınırları diğer insanlarınkine kıyasla çok daha belirgindir. Ve bu insanlar sınırlarını çok daha ileri yerlere çekerler. 
Halbuki biz diyoruz ki, kişiler arası ilişkilerde rahat edebilmek için kişiliğinizin sınırlarını mümkün olduğu kadar geriye çekmeye çalışın. Çünkü sınırlar ne kadar büyük olursa, ne kadar ileriden çekilirse o sınırlara yönelik tacizler, müdahaleler fazla olacaktır. Bu da insanlarla ilişkilerde gereksiz yere sürtüşmelere, kişiliğimizi korumak adına gereksiz yere emek, zaman ve kaynak harcamamıza, dikkatimizi dağıtmamıza neden olacaktır. 
Daha küçük olması bizim daha huzurlu, daha rahat olabilmemiz açısından faydalıdır. Fakat gururlu insanlar bu sınırları olabildiğince geniş tutarlar. Ve duyarlıdır bu sınırlar. Bu sınırların geçilmesini bırakın yaklaşılması bile bu insanların alarm zillerinin çalmasına, huzursuz olmalarına neden olur. Ve tepkisel davranmalarına neden olabilir. 
Dolayısıyla bu tip insanlarla muhatapsak bu insanların sınırlarının nereden geçtiğini çok iyi gözlemlemeli. Ve mümkün olduğunca o sınırlara yaklaşmamaya çalışmalıyız. 
Benim belli bir yerim var oradan giderim derseniz eğer gereksiz yere karşılaşmak, polemiklere girmek, sürtüşmelere girme ihtimaliniz yüksektir. 
Karşımızdaki insanı olduğu gibi kabul etmek o insanların zaafları nelerse gerçekleri elverdiğince, kendi gerçeğimiz elverdiğince zaaflarına hürmet etmek, mümkün mertebe o zaaflara dokunmadan, dokundurmadan o insanla iletişimimizi yürütmenin çaresine bakmalıyız. 
"Ben gözümü kaparım, dosdoğru yolumda giderim." gibi bir yaklaşım ikili ilişkilerde çok sağlıklı, çok hoşgörülen bir yaklaşım değil. 
Ki ben şahsen bu kişilerle ilişkimi asgari düzeye indiriyorum.