Karşımızdaki insanın söylemi ya da eylemi bizim gurur yapmamıza neden olabiliyor mu? Alınmamıza, kırılmamıza neden olabiliyor mu?
A) Hiç B) Az C) Zaman zaman D) Çoğu zaman
Eğer şıkkınız D ise ciddi anlamda problem var demektir ve depresyon, kaygı bozukluğu gibi psikolojik problemler yaşama ihtimaliniz bu soruya "hiç" yok ya da "az" diyen insanlara kıyasla en az 2 kat daha fazladır. 
Bununla beraber "çoğu zaman" diyorsanız yani C şıkkını işaretlemiş iseniz orda da yine problem var demektir. 
Çünkü bu soruda C ya da D şıkkını işaretlemiş olmamız bizim gururlu birisi olduğumuzu gösterir. 
Eğer alınganlık, kırılganlık, gücenme gibi duyguları sıkça yaşıyor isek hatta bu küsmelere dönüşüyorsa bu bizim gururlu birisi olduğumuzu gösteriyor. Tabii ki kibirli anlamında değil.
Elbetteki kişilik onurumuzu korumaya çalışıcaz. Kişilik onurunu korumak son derece fıtri, beşeri, insanı bir tavır iken, gurur yapmak o itidal olarak tanımladığımız kişilik onurunu korumak konusundaki hassasiyete kıyasla ifrat (aşırı) olarak değerlendirebileceğimiz bir durumdur. 
Hayatın içerisinde karşılaştığımız olayların, maruz kaldığımız muamelelerin bizim üzerimizde nasıl bir etki meydana getireceğini büyük ölçüde biz belirliyoruz. Çoğu zaman hayatta nelerle karşılaşacağımızı biz tayin edemiyoruz. Fakat bu zahiren baktığımız zaman bir acziyet, bir edilgenlik, bir dezavandaj gibi görünse de arka planda, yaşadıklarımızın bizim üzerimizdeki etkisini asgari düzeye indirebilecek içsel ve çevresel kaynaklara sahip olmamız o dezavantajı telafi ediyor. O, zorluğun yanındaki bir kolaylık...
Fakat gelin görün ki kişinin gurur yapıyor olması, kırılgan, çabucak gücenen bir bir yapıya sahip oluyor olması o yaşam olaylarının etkisini azaltmaya yönelik içsel ve çevresel kaynakları yeterince kullanamamamıza neden oluyor ve normal şartlar altında bize 70 -80 sene yetecek olan o bardak kısa bir süre içinde yani 20'li yaşların sonu 30'lu yılların başında dolup taşıyor. 
Derken bir bakıyor kişi depresyon, kaygı bozukluğu ve panik bozuluk vb. bir sürü istenmeyen rahatsızlıklarla yüz yüze kalmış. 
O açıdan bir yandan hayatımızı düzene koymak, ilişkilerimizi daha sağlıklı hale getirmek, hususundaki çabalarımızı devam ettirirken, varsa -geçmişten gelen genetik yatkınlığımız olabilir, biraz kırılgan, biraz duyarlı olabiliriz, bunun yanında hatalı ana baba tutumları bizde böyle bir gururlu yapıya neden olmuş olabilir, maruz kaldığımız muameleler, çevresel etkiler bunu besleyip büyütmüş olabilir- hayatı düzene koymayı, ilişkilerimizi düzene koymaya, çalışmanın yanı sıra kendimizde de bir değişim, düzeltme, rehabilitasyon yapmaya çalışmakta fayda vardır.

Diyelim ki bu gurur bizde varsa ne yapacağız?
 Tabii ki çözüm kişiler arası sınırlarımızı mümkün olduğu kadar geriye çekmek ve kırmızı çizgileri kaldırmak. 
Eğer bizde gurur varsa kişiselleştirmeyle ilgili bir yargı vardır ya beynimizde kişilikle davranışın ve düşüncelerin bir bütün olduğu eğer kişilik, davranış ya da düşüncelerimizde bir zaafiyet varsa bu, kişiliğin de zayıf olduğu anlamına geldiğine dair bir yargı vardır. İşte bu yargıyı değiştirmemiz gerekiyor. Bunun üzerinde birazcık düşünmemiz gerekiyor. 
Bu, öğrenilmiş bir şeydir. Bu mekanizmayı biz ya annemizden ya babamızdan gözlemleyerek öğrenmişizdir. 
Dolayısıyla sizde gurur varsa, inciniyorsanız, kırılıyorsanız, bunun çocuklarınızda da görülme ihtimali yüksektir. Farkında olmadan onları da hayata karşı, hayatın etkilerine karşı kırılgan hale getiriyorsunuz demektir. 
Bununla beraber aşırı derecede gururlu insanların çocukluklarına şöyle bir baktığımız zaman anne ve babaları onların kişilik sınırlarına hiçbir şekilde hürmet etmemişler. Çevresindeki insanlar hiç hürmet etmemişler. Tabiri caizse o sınırlar yol geçen hanı olmuş. Bu da o insanların aşırı derecede duyarlılık göstermelerine neden olabiliyor. 
Kişilik sınırlarına dikkat edilmiyor olması o çocukça tepkiselliğe neden olabiliyor. 
Bazı durumlarda da bu anne ve babalar tamamen onursuzluğa neden oluyor. Hani yüzüne tükürsen yağmur sanan insanlar vardır ya onlar gibi olabilir. 
Birisi terazinin bir kefesindeyse bu tip insanlar da terazinin öbür kefesindeler. 
Burada da aynı durum vardır. Fakat burada bir tepkisellikle karşılanmamıştır. Tabiri caizse bu tavır içselleştirilmiştir. Çevresinin çocuğun kişliğine hiçbir şekilde saygı göstermiyor olmasına bağlı olarak çocukta kendisiyle olan ilişkisinde,kendi kişiliğiyle olan ilişkisinde saygısızca, fütursuzca bir yaklaşım sergiler. Kendi kişiliğine hürmet etmez. Başka insanların hürmetsizliğini de kaale almaz.
Her ikiside düzgün bir tavır değildir. Ne ifrat diyoruz - ne tefrit. Önemli olan, güzel olan itidal.