Fıtratımızı, kendimizi tanımak, özümüze, aslımıza dönmek çok önemlidir. Çünkü muhtaç olduğumuz kudret fıtratımızda mevcut.

Hadisatın basıncına karşı koyabilmek, zorlukların üstesinden gelebilmek için Mevla’nın bize bahşettiği zorluğun yanındaki kolaylığın en önemlisi ve birincisi içsel kaynaklarımızdır. İç dünyamızda, fıtratımızda gizlidir. Psikolojide buna biz duygusal zeka diyoruz. Sadece duygusal zeka değil aynı zamanda bilişsel zeka, mantıksal zeka, ruhsal zeka... işte bütün bunlar bizim içsel kaynaklarımızdır.

Bunlar bizim fıtratımıza DNA’larımız aracılığıyla genetik olarak kodlanmış, yerleştirilmiştir.

Ve bunların varlığı hikmetsiz değildir. Sebepsiz, anlamsız, amaçsız değildir. Faydasız, boşu boşuna değildir. Ölçüsüz de değildir.

O açıdan bir insanın kendini tanıması, sahip olduğu kişilik özelliklerinin, fıtratının farkında olması ve o fıtratıyla barışık olması (ki en önemlisi bu) çok önemlidir.

Çünkü fıtratımız bizim binitimizdir. Onun bizim üzerimizde hakları vardır. Biz onun gücüyle hayat yolundaki yolculuğumuza devam ederiz. Zorluklarla baş ederiz. Tek başımıza bu yollarda yürüyebilmemiz mümkün değil.

Eğer fıtratımızla barışık değilsek, onun dilinden anlamıyorsak, onu tanımıyorsak o zaman sıkıntı vardır.

O fıtratla barışık olmak ama bir taraftan da onun eksi yönlerini tanımak, onu yönetebilmek, ona fısıldayabilmek gerekiyor. İşte fıtratımızla barışık olmayı becerebildiğimiz, kendimizi eksileriyle ve artılarıyla tanımayı başarabildiğimiz, güçlü yönlerimizi ön plana çıkardığımız zaman “kimseye kaldıramayacağı yük yüklenmez” prensibi vücut bulmuş oluyor.

Çünkü yükler ağır, bu iş kolay değil, bu iş basit değil, üzerimizdeki bu sorumluluk dağlara, yerlere, göklere teklif edildi ama onlar bunu üstlenemediler. Ama insan bunu üstlendi.

Evet hayat zor ama bizim için kolaylaştırıldı. Fıtratımız aracılığıyla. O açıdan fıtratımızı tanımak, bilmek, onun diliyle uyumlu olmak, barışık olmak çok önemlidir.