Çekingen Kişilik Bozukluğu

Çekingenlik aslında bir kişilik bozukluğudur. Çünkü çekingenlik kişinin ikili ilişkilerini etkilemekle kalmıyor kişinin hayatla ilişkilerini de etkiliyor. Yaşamın içerisinde yapacağı tercihleri de etkiliyor. İş bu kadar global hale geldi mi, etkiler o kadar genel hale geldi mi artık onu biz sıradan bir psikolojik rahatsızlık olmaktan çıkartıp kişilik bozukluğu olarak ele alıyoruz.

Bu insanlar ikili ilişkilere girmekten sakınırlar. Kendilerini güvende hissetmedikleri müddetçe ikili ilişkilerde bulunmazlar. Bu insanların başlıca kaygısı ikili ilişkilerinde küçük düşmek, aşağılanmak, dışlanmak, alay edilmek, beğenilmemek, sevilmemek gibi durumlardır. Bu durumları yaşama ihtimali olan herkesten ve bu durumu yaşama durumu olan her platformdan uzak dururlar. Bunlar çok güçlü kaçınmacıdırlar. Hayatları bir şeylere ulaşmak üzerine değil, hayatlarını bir şeylerden uzak kalmak üzerine bina etmişlerdir. Kendilerini güvende hissettiği insanlarla ikili ilişkilere girerler. Bakarsınız orada son derece rahattır doğaldır hatta şaşırırsınız. Fakat aynı kişinin bir başka ortamda son derece çekingen, son derece izole, kenarda olduğunu görür hayretler içerisinde kalırsınız.

Bir insanın ikili ilişkiler kurma kabiliyetinin olduğunu bilmek ama bu kabiliyetlerin varlığına rağmen o kişinin ikili ilişkilerden kaçınması gerçekten kişi açısından da çevresindeki kişiler açısından da can sıkıcı bir durumdur. Çoğu insan onların bu durumunu anlayamaz.

Bunları bir anlamda fobik olarak da değerlendirebiliriz. Bu insanlarda eleştirilme, küçük düşme fobisi vardır ve hayatlarını bu fobi üzerinde inşa etmişlerdir adeta. Bütün etkinlikler ve durumlar bu durumdan uzak kalmak üzerine oluşturulmuştur bu çekingen kişilik bozukluklarında.

Bu insanlarda bir özgüven eksikliği de vuku buluyor. Bu insanlar özellikle bu duyarlılıkları ve özgüven eksikliğinin etkisiyle mesleki tercihlerini de bu doğrultuda yaparlar. Genellikle sosyal ilişki kurmayacakları, kendince güvenli olacakları ortamlarda, sosyal açıdan en az ilişki kuracakları ortamlardaki işleri tercih ederler. Halbuki zeka seviyeleri ve sahip oldukları duygusal zeka özellikleri daha verimli işler sağlayabilecekleri halde bu insanlar yakınlaşmacı değildir. Bu insanların amaçları, gayeleri, hayatta bir şeylerin üstesinden gelmek, hayallerini gerçekleştirmek değildir. Onlar için en öncelikli şey aşağılanmadan, küçük düşmeden, değersizlik hissinden kaçmak uzak durmaktır. Onun için mesleki tercihlerini de bu doğrultuda yaparlar.

Çocuklarımızda özellikle de ergenlik dönemindeki çocuklarda böyle bir tablo söz konusu ise bu onların meslek tercihlerini de etkileyebilir bu konuda ailelerin dikkatli olması gereklidir. Elbette ki çocuğun tercihine her zaman saygı duyuyoruz sonuçta bu onun hayatı ve hayatıyla ilgili karar vermesi gerekiyor. Fakat bu karara etki eden dinamikler neler bunları da iyi anlamak ve göz önünde bulundurmak zorundayız. Çünkü doğru bir şekilde tespit edilememiş bir çekingen kişilik yapılanması çocuğu hayatta çok daha iyi bir yere gelebilecekken sırf bu durumlardan uzak kalma adına yetersiz ve kendisi açısından uygun olmayacak tercihler yapmasına neden olabilir. Bu anlamda anne ve babaların uyanık olması gerekiyor. Eğer çocuklarımızda böyle bir durum söz konusu ise mutlaka bir uzmanla görüşmenizde fayda vardır.

Tabi kişilik bozukluğu teşhisi 18 yaşından önce konulmuyor. Çünkü 18 yaşına kadar kişilik değişkenlik arz ediyor. Genetik faktörler çok önemli rol oynuyor kişilik yapılanmasında dolayısıyla biz 18 yaşına kadar beklemek istiyoruz. Çünkü dereyi görmeden paçayı sıvamamamız gerekiyor. Başka dinamikler, başka faktörler devreye girebiliyor ve olay başka yerlere gidebiliyor. Bazı sorunlar ergenlik belirtileri olarak çıkabiliyor. Ergenliğin geçmesiyle beraber o sorunlar ortadan kalkıp bambaşka bir kişilik yapılanması kendini gösterebiliyor. O anlamda 18 yaşından önce böyle bir teşhis konulmaz. Ama böyle belirtiler varsa çocuklarda bunların tedavisi içinde 18 yaşını bekleyeceğiz demek değildir buna da dikkat edelim.