BİZLER YAŞADIKLARIMIZIN ESİRİYİZ.

Duygu; beyinde oluşur fakat bedende yaşanır. Duyguyu sadece beynin içerisinde gerçekleşen bir süreç değil sinir sistemimiz ve bedenimizin belirli bölgelerinden salgılanan özellikle de böbrek üstü bezlerinden salgılanan hormonlar aracılığıyla ki burada özellikle iki hormon ön plana çıkıyor; birisi adrenalin diğeri de nöroadrenalin. Bunlar iki kardeş hormon. Fakat bunlardan çok çekiyoruz günlük hayatımızda. Duygular sinir sistemimiz ve hormonlar aracılığıyla bedenimize yansıtılır, bir elbise gibidir. Bu elbiseyi bedenimiz ne yapar, giyer? Bu andan itibaren artık benliğimiz o duygu elbisesinin etkisi altındadır. Ayaklarımızdan bacaklarımıza, bacaklarımızdan karnımıza, omuzlarımıza, ellerimize, yüzümüze, kollarımıza, başımıza varıncaya kadar tüm bedenimiz, aynı zamanda bedenimizin bir parçası olan beynimiz de duyguların etkisi altındadır.

Burası çok önemli.

Hadi bedenimizin duygunun etkisi altına girmesini anlıyoruz tamam ama beynimiz de o duygunun etkisi altına giriyor.

Araştırmalara göre, oluşan duygu, kişinin düşüncelerini etkiliyor. Ki bu bulgudan hareketle araştırmacılar, deneğin yapmış olduğu tercihlerin hangi yönde olduğunun hepsini bildiler. O daha tercihleri yapmadan 5 saniye önce tercihinin hangi yönde olduğunu yazıyorlar, kayda geçiriyorlar sonra da deneğe gösteriyorlar.

Basit tercihler bunlar, mesela “Hafta sonu evde mi kalacaksın dışarı mı çıkacaksın? Arabanı değiştirecek misin yoksa eski arabanla mı devam edeceksin?” tarzı günlük hayattaki tercihlere yönelik sorular bunlar ve tercihlerini yapması isteniyor, bu konuda karar vermesi isteniyor .

Ve daha kişi tercihlerini yapmadan 5 saniye önce ne demiştik, üst beyin 6 saniyede kararını veriyor yani daha üst beyin kararını vermeden 5 saniye önce onlar beyindeki o hareketle kişinin ne karar vereceğini tahmin ediyorlar. Ve işin ilginci, düşüncelerin hemen tamamı esasında duygu merkezinin kararı doğrultusunda gerçekleşiyor. Demek ki bizim davranışlarımızı oluştururken esasında düşüncelerimizden ziyade duygularımız belirleyici.

Peki bu duygular nasıl oluşuyor? Duygunun oluşumuna etki eden dahili harici faktörler neler, bugüne ait, geçmişe ait ve geleceğe ait unsurlar neler?…

Her şeyden önce şunun altını bir kez daha çizelim. Duygular, daha ilkel olan, nöronlar   açısından daha zayıf olan alt beyinde oluşur. Diğer bir deyişle hayvan beyninde oluşur. Erişimimizin biraz daha sınırlı olduğu, kontrolümüzün daha az olduğu bir beyin bölgesi burası. Duygular burada oluşuyor.

Alt beynin ortalama zeka yaşı 10-11 civarındadır.

Hani günlük hayatta içimizdeki çocuk tabiri kullanılır ya, esasında içimizde bir çocuk var ve bu çocuk duygularımızın oluşumunda önemli bir rol oynuyor. Ne bir çocuk kadar saf, ne de bir yetişkin kadar olgun, esasında bir çocuk demek de çok doğru olmayabilir. Tam böyle çocuklukla yetişkinlik arasında, iki arada bir derede kalmış bir evrede bu alt beynimiz. Üst beynimiz bizim zeka yaşımızı, biyolojik yaşımızı birebir yansıtır. 43 yaşındaysak eğer, o 43 yaşındaki birimi üst beyinde çalışıyor ama alt beynimize geldiğimizde ister 43 yaşına gelelim ister 53, ister 63 hiç önemli değil, onun ortalama zeka yaşı 9-10 civarındadır.

 

Alt beyin bir durumla karşılaştığında o durumu öncelikli olarak anlamlandırmaya çalışır. Bu ne, ben neyle karşı karşıyayım bu iyi mi-kötü mü , doğru mu –yanlış mı, güzel mi - çirkin mi, faydalı mı – zararlı mı vb.. buna karar vermeye çalışır.

Neden ?

Çünkü o alt beynimizde duyguların oluşumundan sorumlu limbik sistemden bahsetmiştik. Orada Amigdala adını verdiğimiz bir yapı var. Amigdala güvenlikten sorumludur. Dolayısıyla duyguların oluşumu sürecinde Amigdala ‘nın etkisiyle bir güvenlik sürecinden geçirilir içinde bulunduğumuz durum. Bu güvenlik taraması da büyük ölçüde geçmişe dönük yapılır. Yani o alt beynimizde duygularımızın oluşumundan sorumlu olan yapı, bir durumla karşı karşıya kaldığında hangi duyguyu açığa çıkartacak. Buna karar verme sürecinde geçmişi tarıyor. Diğer bir değişle ben yaşadığımı bilirim kardeşim diyor.

Üst beyin ona anlatıyor;

“Bak senin açığa çıkardığın duygu işlevsel bir duygu değil.” Diyelim ki bir kedi gördü ve korku duygusu açığa çıktı.

“Yahu kardeşim niye korkuyorsun ki? Korkmanı gerektirecek bir durum değil. Bu bir kedi, bu kedinin bize zarar vermesi mümkün değil. Herhangi bir şekilde saldırsa bile bu saldırı sonucunda görebileceğimiz zarar son derece sınırlı. Dolayısıyla bu uyarıcı karşısında vermiş olduğun duygu hiç de işlevsel değil.” diyor.

Kim diyor bunu? Üst beyin.

Kime diyor? Alt beyine. Fakat alt beyin ne cevap veriyor?

“Ben yaşadığımı bilirim bana masal anlatma.”

Ve hemen geçmişi tarıyor. Çocukluğa gidiyor.

“3 yaşındaydım kedi yüzümü cırmalamadı mı? 5 yaşındaydım kedi peşimden koşmadı mı? 7 yaşındaydım kedi bana saldırmadı mı? Saldırdı. O zaman kedi tehlikelidir.” diyor.

Şimdi o yaşantılardan hareketle; bir yargıya ulaşmış ve o yargısını besleyen güçlü duygular var. O esnada korkmuş, tedirgin olmuş, kaygılanmış... Duygu ne kadar yoğunsa o duyguya bağlı olarak oluşan yargı da o kadar güçlü ve değişmez bir yargıdır. O kişi veteriner de olsa, kedi uzmanı da olsa alt beyin kardeşim bana hikaye anlatma; ben yaşadığımı bilirim diyor ve o yaşantılardan hareketle bir duygu açığa çıkartıyor ve bu süreçte büyük ölçüde üst beyinden habersiz bu duyguyu açığa çıkartıyor. O zaman neyi anlıyoruz? BİZLER YAŞADIKLARIMIZIN ESİRİYİZ. Bizler yaşadığımız deneyimlerin özellikle de çocukluk döneminde yaşadığımız deneyimlerin esiriyiz.

Çocukluk dönemi neden bu kadar önemli? Çünkü çocukluk dönemi hayata dair ilk izlenimlerin oluştuğu dönemlerdir ve ilk izlenimler, ilk deneyimler çok önemlidir, çok belirleyicidir. Kolay kolay değişmez. Alt beynimiz bir durumla karşılaştığında o durum karşısında ne hissedeceğini belirleme sürecinde o geçmişe ait özellikle de çocukluk dönemlerine ait o yaşantıları dikkate alma eğilimindedir. Kaç yaşında olursak olalım, eğitimimiz, bilgimiz, deneyimlerimiz ne olursa olsun. Bizler geçmişimizin esiriyiz. O zaman ne yapacağız, geçmişin o prangalarından sıyrılmak durumundayız.

Bunu nasıl yapacağız, DUYGU TERBİYESİ ile yapacağız, elbette.