Bizler takvim yaşımızı 3 ana grupta inceliyoruz.

Biyolojik yaşımız ile takvim yaşımız birbiriyle uyumludur. Biyolojik yaş derken bedenimizin yaşını kast ediyoruz.

Psikolojik yaşımız; biraz fazla mı çocuksuyuz? Ya da yaşımızın üstünde biraz fazla mı olgunuz? Veya biraz fazla mı ağırız? İşte biz buna da psikolojik yaş diyoruz.

Sosyal yaşımız; sosyal çevremize, aile ilişkilerimize, arkadaşlarımıza, gezdiğimiz yerlere, giyim kuşamımıza şöyle bir baktığımız zaman bu takvim yaşımızla paralel gidiyor mu?

Bütün bunların takvim yaşımızla eşgüdümlü gitmesini öngörürüz. Fazla ileriye gitmek de iyi bir şey değildir, takvim yaşımızın altında kalmak da iyi bir şey değildir.

Çocuklukta nasıl ki standartlara yakın olmak çocuğun gelişiminin normal ve sağlıklı olduğu anlamına geliyorsa, yetişkinlik sürecinde de takvim yaşımızla uyumlu bir biyolojik, psikolojik yaşa ve sosyal yaşa sahip olmak son derece önemlidir.

Biraz detaylandıralım:

Bazen biyolojik yaşımız takvim yaşımızdan daha fazla yıpranabiliyor. Takvim yaşımız 35-40 olabiliyor, fakat beden yaşımız 45-50’lere gitmiş olabiliyor. Çünkü bedenimize iyi bakamadık, o emanete sahip çıkamadık. Onun ihtiyaçlarını karşılayamadık… üstüne üstlük ona vermememiz gereken şeyler verdik.

İnternete girip biyolojik yaşım dediğiniz zaman orada bir sürü testler karşımıza çıkacaktır. Sorular vardır, mesela;

Günlük egzersiz yapıyor musunuz?

Alkol ve sigara kullanıyor musunuz?

Beslenme alışkanlıklarınızı sorar.

Eğer verdiğiniz cevaplar olumlu ise sizi gençleştirir. Yok olumsuz ise beden yaşınız yaşlanıyordur.

Sonra test sonucuna bir de bakıyorsunuz takvim yaşınız 44, ama beden yaşınız 56 çıkıyor. Beden yaşınız 56 ise ortalama yaşam süresi Türkiye’de erkeklerde 72 olduğu düşünüldüğünde bu demek oluyor ki senin bedenin bu 72’yi biraz zor görecek.

Ya da esasında senin bedeninin daha ötesine geçme, daha uzun ve sağlıklı yaşama potansiyeli var olduğu halde senin bedenin daha erken iflas edecek demektir.

Ha ölürüz ya da ölmezsiniz o bizimle ilgili bir şey değil, o Mevla’nın bileceği bir şeydir. O’nun işine karışmıyoruz biz. Biz bize verilen o emanete riayet etmekten bahsediyoruz. Emanetin gereğini yerine getirmekten bahsediyoruz.

Bir sağlıklı, zinde olarak, emanetin gereğini yerine getirerek ölmek var, bir de güçten takatten düşmüş, başkalarına yük olmuş, o emanetine riayet edememiş ve sağlığını kaybetmiş bir şekilde ölmek var.

Hangisi tercih edilir? Elbette ki birincisi tercih edilir.

Ölene kadar yaşamak tabiri vardır ya, işte ölene kadar yaşamak bizimle alakalıdır.

 

Eğer kurallara riayet ediyorsak, sigara içki içmiyorsak, sağlıklı besleniyorsak, spor yapıyorsak vs. muhtemelen bizim yaşımız takvim yaşımıza denk hatta ondan küçük bile çıkacaktır.

Peki biyolojik yaşımızı anlamanın başka yolu var mıdır?

Elbette ki vardır.

Deri testi vardır mesela. Elinizin üzerine şöyle bir çimdik atın. Bunu bir 5 saniye kadar tutun ve bırakın. Deriniz 1-2 saniye içerisinde hemen eski halini alıyor ise 20-30’lu yaşlardasınız demektir. 5 saniye içerisinde toparlanıyor ise 40-50 yaşlarınızdasınız demektir. Daha uzun süre de toparlanıyor ise de 50’nin üzerine çıkıyor demektir.

 

İkincisi; yere eğilin. Yani rükuya eğilin ki biz namaz kılanlar bu konuda avantajlıyız. Avuçlarınızı yere değebiliyorsanız beden yaşınız 20-30’lu yaşlarda demektir. Avuçlarınızı değdiremiyor fakat parmaklarınızı değdirebiliyorsanız 30-40’lı yaşlardasınız demektir. Parmaklarınızı da değdiremiyorsanız o zaman 40-50-60’lı yaşlardasınızdır.

 

Bununla ilgili başka uygulamalar ve testler de vardır. Bunlardan bir tanesi de tek ayağınızı kaldırın, kollarınızı da uzatarak tek ayak üzerinde durun. 3-5 saniye mi durabiliyorsunuz? 30 saniye mi durabiliyorsunuz? Ya da 1 dakika durabiliyor musunuz? Ne kadar fazla duruyor sanız beden yaşınızın o kadar genç olduğuna delalet eder. Ne kadar az durabiliyorsanız, dengenizi sağlayamıyorsanız da beden yaşınız o kadar büyük demektir.

Daha detaylı bilgi için internete biyolojik yaşım yazarsanız orada birçok veri elde edebilir siniz.

 

Gelelim psikolojik yaşımıza…

Bizi asıl ilgilendiren konuya….Yaşımızın adamı mıyız? Yaşımızın kadını mıyız?

Hani hep içimizdeki çocuktan bahsediyoruz ya. Eğer içimizdeki çocuk bizlerde çok etkin, çok belirginse yaşımızın adamı olmuyoruz. Tepkilerimiz daha çocuksu oluyor. Her zaman değil fakat zaman zaman o çocuk devreye girer ve çocuksu davrandığınızı görürsünüz. Özel durumlarda bunu kabul ediyoruz fakat genel anlamda, hayatın içerisinde çocuksu tavırlarımız yoğunlukta ise bizim psikolojik yaşımız küçük demektir.

O zaman o yaşam olgunluğuna sahip değiliz demektir. Bu şekilde baktığımız zaman 2 kuşak öncesine gidelim. Babalarımıza hatta dedelerimize baktığımız zaman sizce onların psikolojik yaşı ne idi? Bugünle kıyasladığımız zaman daha yüksekti. Öyle değil mi?

Daha olgundular.

Çünkü küçük yaşlarından itibaren hayatla ilgili o ağır sorumlulukları üstleniyorlardı. Bu sorumlulukların üstesinden gelebilmek için aklın devrede olması gerekiyordu ve süper ego eşlik ediyordu. Çocuk taraf daha geride kalıyordu. Çocuk tarafın talepleri var, oynayamamış, gezememiş, tozamamış, giyememiş, yiyememiş, alamamış bunlar çocuk tarafının ihtiyaçları ve bunlar karşılanmamış. Bunların getirdiği yoksunluklar yaşanıyor. Hayatın içerisinde de Bunlar da baskılanıyor. Kişilerin psikolojik yaşı otomatikman büyüdü böylece. Kişi 25 yaşında ama 35 yaşındaki birisi gibi davranıyor. Duygusal davranışları, tepkileri kendisinden 10 yaş büyük birisininki gibi.

Bunu biz çok sağlıklı bir tablo olarak görmüyoruz, çok sürdürülebilir bir tablo değildir. Çünkü çocuk tarafı ihmal ediliyor. Bir kişi olduğundan daha olgun, daha ağır başlı ise, yaşının üzerinde ise ve duygusal tepkileri de yaşının üzerinde ise o kişinin psikolojik yaşı olması gerekenin üzerinde demektir.

Peki bizim kültürümüzde bu beğenilen ve takdir edilen bir şey değil midir?

Evet psikolojik yaşımızın birkaç yaş üzerinde olmayı biz kabul ediyoruz ve faydalı da buluyoruz. Ama arada çok fazla fark olması ifrattır ve ifrat da iyi bir şey değildir. İtidaldir iyi olan +1, 2, 3 ve -1,2,3 tür. Fakat bu, çocuklarda böyle değildir. Düşünsenize 6 yaşındaki bir çocuk 9 yaşında bir çocuk gibi davranıyor. Tabii ki olmaz böyle bir şey.

Biz yetişkinlerden bahsediyoruz. +1, 2, 3 ve -1,2,3 bu bizim açımızdan kabul edilebilir bir durumdur. Yaş biraz daha büyüdükçe bu aralığı biraz daha açabiliriz. Artı beş eksi beşe kadar götürebiliriz.

Fakat artı 5, artı 10, artı 15 ve eksi 5, eksi 10, eksi 15 bu bizim açımızdan, psikologlar açısından kabul edilebilir bir şey değildir. Bu sürdürülebilir değildir ve bir yerde patlak verir.

O bastırılan çocuk ne olacak? Onda bir gerilim meydana geliyor. O gerilecek, gerilecek ve 40 yaşlara gelindiğinde, biraz imkan bulup ayaklarının üzerinde dikildiğinde içerideki çocuk devreye girecek ve 40’ından sonra azanı teneşir paklar durumu ortaya çıkacak.

Bakacaksınız ki, adamın hali tavrı değişiyor, kılığı kıyafeti değişiyor, tavırları değişiyor, kıyafetleri değişiyor. İşte bastırdığı çocuk tarafı akılı yani anne baba tarafını ekarte edip devreye girdi. Bu adam geç ergenlik yaşıyor. Ya da bu adam yaşanmamış çocukluğunu yaşıyor.

40 yaşından sonra eski köye yeni adetler geliyor.

İyi midir bu durum? Sıkıntılı bir durum tabii ki de.

Onun için biz bunu istemiyoruz.

 

Ya da ne oluyor? Bastırılan o çocuk dünyadan ümidini kesiyor, benden ne köy olur ne kasaba, bu dünyada bana gün yüzü görmek yok diyor, perdeleri kapatıyor ve hoppp depresyona giriveriyor.

Ama hayat devam ediyor. Bakıyoruz kronikleşmiş bir depresyonu var kişinin. Onun depresif hali kişiliğine dönüşmüş, mutsuz, umutsuz. Yüz hatlarına bakıyorsunuz kaşlar düşük. Omuzlar düşmüş. Bu adama bakıyorsunuz 30 unda 40’ında ölmüş, 70 inde 80’inde gömülmeyi bekliyor tabiri caizse.

Bu adamın takvim yaşı 35-40 ama psikolojik yaşına bakıyorsunuz 70-80. Hani bazıları derler ya esasında 35 yaşındayım ama kendimi 70 yaşında hissediyorum. Esasında bu 70 yaşındakilere yapılan bir haksızlık.

Çünkü yapılan araştırmalar insanın yaşının büyüdükçe mutluluğunun arttığını ortaya koyuyor. Şöyle bir eğrimiz var. Doğduğumuz anda mutluluk eğrimiz hızlı bir yükselişe geçiyor. Sonra bir duraksama söz konusu oluyor 30’lu yaşlardan itibaren. Eee duraksaması da normal. Çünkü hayata atılıyoruz. İş güç sahibi oluyoruz. Evleniyoruz. Çocuk sahibi oluyoruz. Ağır sorumluluklar alıyoruz, hayata tutunma çabası içerisindeyiz. 30’lu 40’lı dönemler böyle geçiyor. Biraz daha sıkıntılı dönemlerdir.

Ama 40’la beraber yavaş yavaş her ne kadar bunları halledememişsek de bir bilgelik, bir birikim, bir tecrübe uç vermeye başlıyor. O bilginin, birikimin etkisiyle hem hayatımızda daha doğru kararlar vermeye başlıyoruz hem de hayatın içerisinde karşılaştığımız sorunları daha iyi idare etmeye, daha iyi tolere etmeye başlıyoruz. Ve 40’tan itibaren mutluluk oranımız git gide yükselmeye başlıyor.

20’li yaşların sonu 30’lu yaşların başlarındaki insanların mutluluk oranları %24. 40 sonrası 50’li 60’lı yaşlara baktığımız zaman bu mutluluk oranı %35’lere çıkıyor. Yani mutlak anlamda mutluyum diyenlerin oranı %’35 e çıkıyor.

O açıdan takvim yaşımızla psikolojik yaşımızda 3 aşağı 5 beş yukarı eşgüdümlü gitmelidir.

Arada kendimize şöyle bir dönüp bakmalı ve bazı düzeltmeler yapmamız gerekebilir.

 

Birde sosyal yaşımız var demiştik. Hayatın içerisindeki konumumuza şöyle bir bakalım. İlişkilerimize şöyle bir bakalım; beraber olduğumuz insanlar kim? Diyelim ki siz 40 yaşındasınız ama arkadaşlarınız hep 20 li yaşlarda insanlar. O zaman sizin sosyal yaşınız biraz düşük demektir. Ya da 40 yaşındasınız ama 50-60 yaşındaki insanlarla takılıyorsunuz, onlarla kendinizi daha rahat hissediyorsunuz. O zaman sosyal yaşınız takvim yaşınızdan çok daha yukarıda demektir.

Ya da etkinliklerinize şöyle bir bakıyoruz; 40 yaşındasınız mahalle arasında çocuklarla top oynuyorsunuz. O zaman sosyal yaşınızın küçük olduğuna işaret eder. Ya da cami kapılarında 50-60 yaşında amcalarla oturup onlarla sohbet ediyorsunuz, onlarla takılıyorsunuz. O zaman da sosyal yaşınızın olduğunuzdan çok daha fazla olduğuna delalet eder. Ya da 50 yaşındasınız ama kot pantolon, spor ayakkabı giyiyorsunuz. Evet arada sırada bu şekilde giyinebilirsiniz ama sürekli böyle 30 yaşında gibi giyinirseniz bu da sizin sosyal yaşınızın olduğunuzdan daha düşük olduğu anlamına gelecektir. Buna bağlı olarak psikolojik yaşınız da düşük demektir.

Çünkü psikolojik yaşınız düşünce otomatikman sosyal yaşınız da düşüyor. Psikolojik yaş yükselince sosyal yaş da yükseliyor.

Aynı şey biyolojik yaş için de geçerlidir. Biyolojik yaşı düşükse takvim yaşına kıyasla kişinin psikolojik yaşının ve sosyal yaşının buna bağlı olarak düşmesini bekleriz. Hepsi birbiriyle bağlantılıdır. Düşünsenize beden yaşının takvim yaşından 3-5 yaş büyük birisinin kendisini genç hissedebilmesi mümkün müdür? Hayır mümkün değildir. Sosyal yapı olarak da kendisinden daha küçük birileriyle takılabilmesi mümkün değildir.

İdeal olan, kendi takvim yaşımızla eşgüdümlü olarak gidebilmemizdir. +1, 2, 3 ve -1,2,3 bunu kabul ediyoruz ama bunun ötesi için bir şeyler yolunda gitmiyor olabilir kendimizi dönüp şöyle bir gözden geçirip hatta kendimiz gözden geçirmek yerine dışardan bir gözün hatta bir çok gözün bu anlamda değerlendirmelerini almakta fayda vardır.