Korkunun fazlalığı problemlere yol açtığı gibi yokluğu da probleme neden olur. Yeterli ve dengeli bir şekilde o duyguların o çocuğun iç dünyasında var olmasını sağlamamız gerekir. Çocuklar korkuyu ilk olarak hangi evrede hisseder? Çocuk için en büyük korku ilk evrede fiziksel korkulardır. Acıya maruz kalmanın getirdiği korkular, düştüğü zaman, bir yerine acıtıcı bir darbe geldiği zaman, nefes alamadığı zaman... bunlar en büyük korkulardandır. Daha sonraki evrelerde ise psikolojik korkular yaşamaya başlar ve burada da en büyük, en önemli korku annesinden uzak kalma kokusudur. En temel psikolojik kökenli korkulardan bir tanesi de budur. Anneden uzak kalmak... Çünkü çocuk dünyaya geldiğinde hiç tanımadığı, son derece yabancı olduğu bir dünyaya gözlerin açmıştır. Hayatının ilk 9 aylık evresinde alışık olduğu o sıcak, sakin ortam yoktur artık. Farklı yüzler, farklı bir ortam, farklı bir iklim farklı sesler, farklı tatlar ve bu farklılık çocuğu tedirgin eder. İç dünyasında beyinde tanımlı olan o duyguyu, tabiri caizse tahrik eder. İşte bu evrede annenin varlığı, onun sesi, onun kokusu, onun teması, dokunuşu, çocuğun kendisini güvende hissetmesini sağlar. Bakın burayı çok iyi anlayın çünkü çocuk annesini her gördüğünde, onun sesini her duyduğunda, onun her dokunuşunda ve kokusunu aldığında, o 9 ay boyunca içinde barındığı güvenli ortamı hatırlar. Dolayısıyla annenin varlığı çocuk için güvenliğin, eminliğin çağrıştırıcısıdır. Çocuğun anneyle temas edememesi, anneyi görememesi, duyamaması, varlığını hissedememesi, kokusunu duyamaması onun en büyük korkusudur; çünkü güvenliğini yitirdiğini düşünür çocuk ve korkar. İşte çocuğun en fazla yaşadığı duygu ilk yaşadığı duygu, o korku duygusu annesinin yoksunluğundan kaynaklanan duygudur. Zaten bu konuda yapılmış çok ilginç bir araştırma var. Yaşamının daha sonraki evrelerinde korku tepkisi ortaya çıkartan çocuklara şöyle bir bakıldığında, bu çocukların korku duygusunu daha düşük yoğunlukla hisseden, normal eşiğin altında hisseden çocuklara kıyasla anneleriyle yeterince bir arada bulunamadığı ortaya çıkmıştır. Anneleriyle bir arada olamamış, iletişim kuramamış, onları görememiş, sesini duyamamış çocukların hayatlarının daha sonraki evrelerinde korku duygusunu diğerlerine kıyasla daha fazla yaşama olasılığı çok daha yüksek.

 

Dolayısıyla anneler olarak özellikle 0–2 yaş döneminde çocuğumuzla çok yakın temas içinde olmalıyız. Bu neyi sağlayacaktır? 0–2 yaş sürecinde çocuğu emzirmek, annenin çocuğunun yanında olması, onun gelişim süreçlerine nezaret etmesi çocuğu fizyolojik olarak hayata dirençli hale getiriyorsa, aynı şekilde yaşamın daha sonraki evrelerinde karşılaşabileceği olaylara karşı psikolojik olarak dirençli hale getirir. Bu çok önemli. Hayatımızın daha sonraki evrelerinde yaşayacağımız her duygu 0–2 yaş döneminde yaşadığımız duygulara dayanır. Eğer 0–2 yaş döneminde bir çocuk annesiyle gerektiği gibi temas edebilmesi mümkün olmuşsa, onun yanında kendisini güvende hissetmişse annesinin yoksunluğundan dolayı korku, endişe, tedirginlik gibi duyguları yaşamamışsa, duyumsamamışsa o çocuğun hayatının daha sonraki dönemlerinden yaşadığı olumsuz olaylar ne olursa olsun, içinde korku, endişe, kaygı gibi duyguların dallanıp budaklanması olası değildir. Zaman zaman çeşitli korkular ortaya çıksa da bunlar köksüz yerleşik olmayan korkular olup, çocuğun kendi çabalarıyla ya da ailenin yardımıyla iç dünyasından kolaylıkla sökülüp atılır. Bununla birlikte eğer çocuk 0–2 yaş döneminde annesi ve babasıyla yeterince temas edememişse -özellikle de anneyle- o zaman o korku duygusu çocuğun içinde kökleşir ve yaşamının daha sonraki dönemlerinde yaşayacağı korkutucu deneyimler o duygunun dallanıp budaklanmasına, bir zehirli sarmaşık misali iç dünyasını sarıp sarmalamasını neden olur. Bu duygu onun iç dünyasından söküp atabilmek çok zordur. O açıdan dikkat etmemiz gerekiyor.